Türkan Saylan’ın ölümünü öğrendiğimde, Tandoğan’dan pazartesi sabaha karşı yeni dönmüştüm. Miting meydanından da ona bir şifa dileğini, bir minnet duygusunu alkışlarla yollamıştık. Ama İstanbul’un pırıl pırıl bir bahar sabahı, ne yazık ki bu kara haberle başladı.
Halbuki yine umut doluyduk pazar günü. Tandoğan Meydanı’nda yüz binler, iki yıl aradan sonra yeniden buluşmuştu. Hem de aklını yemiş, yüzsüz, sığıntı bir “medya”nın tüm baskılarına ve tehditlerine rağmen, halkta aynı coşku ve kararlılık vardı. Bir yurtseverin elinde tuttuğu pankartta “Fişlenmek istiyorum” yazıyordu. Bundan daha iyi bir yanıt olabilir miydi sürüngenlere? Ümit Zileli ve Şenal Sarıhan ile beraber ART TV’de “Ses Ver Türkiye” programına katıldıktan sonra beraber gittik o güzel miting meydanına.
Yurdun dört bir yanından bin bir zorlukla çıkıp gelmişlerdi; Karadeniz’den, Trakya’dan, Güneydoğu’dan, Anadolu’nun dört bir yanından. O alçak “sözde” gazeteciler, bu mitingin Valilik ve Emniyet Müdürlüğü’nün yasal izniyle yapıldığını bilmiyorlar mıydı? Biliyorlardı tabii. Ama onların aklında başka derin batakların Türkiye’si olduğu için, o izinlerin bir anlamı yoktu. Onlar yobaz ve gerici kılıflara bürünmemiş hiçbir düşüncenin yüksek sesle dillendirilemediği bir Türkiye istiyorlardı. Onlar çağdaş bir Türkiye’de, kızlı erkekli gençlerin “çağdaş bir yaşam” sürmelerinden korkan, hâlâ “içki” ile uğraşan, hurafelerle gençleri hacı-hocaların, ne olduğu belirsiz tarikatların yönlendirmesini isteyen, zavallı ve acınacak, “birey” olamamış insancıklardı. Onlar Ergenekon baskınlarında laik-demokrat makalelerin, “Nutuk”ların, Atatürkçü kitapların toplatılmasından açık keyif duyan hilkat garibeleriydi!
İşte bu profilden gelen, Aydınlanma devriminden ürken, demokrasiyi türban takma özgürlüğünden ibaret sanan, Atatürk’ün izlerini her fırsatta silmeye ya da tahrip etmeye çalışanlar, Türkan Saylan’ı da tabii ki hiçbir zaman sevemediler.
Onun hiçbir karşılık beklemeden genç insanlara ve özellikle genç kızlara eşitlik, özgürlük, son zerresine kadar eğitim hakkı taşımak için saçını süpürge etmesini hazmedemediler. İşte bu nedenle sürekli olarak onun hakkında yalan yanlış haberler, iftiralar yaydılar. Kendilerini gülünç duruma sokacak şekilde Saylan’ı hem Hıristiyanlık misyonerliği ile, hem de ateistlikle suçladılar!
Saylan’la 20 yıldır ÇYDD içinde birçok projede beraber çalışabilmiş olmak, onunla Aydınlanma devrimlerinin derin etki alanıyla beraber toplumda algılanabilmesi amacıyla çeşitli paneller için yurdun dört bir yanına seyahat edebilmiş olmak, Taban Operasyonu Hareketi ile sosyal demokrat partilerin birleşmesi için 1993’ten beri beraber mücadele etmiş olmak, hayatımın en güzel ve onurlu sayfaları arasındadır.
Ergenekon davasının, elle tutulan hiçbir yanı olmayan iğreti şekilde “yapıştırılmış” uzantıları içinde ona da uzanmış olması, ömrünün son döneminde ona reva görülen muamele, onu fiziksel ve manevi olarak hırpalayan, çok ağır ve hiç hak etmediği bir us dışı suçlamaydı. Bunu yapanları, hiçbir gerekçeyle hiçbir zaman affetmeyecek Türkiye. Tarih onları tabii ki yargılayacak ve ortaya sıçratılan çamurların hesabı sorulacak. Ancak ne yukarıdaki “Allah Katı”nın, ne de bu dünyanın dürüst ilkeli insanlarının, onları mazur görebileceğine inanmıyorum!
Bu akıl almaz polis baskınından sonra Arnavutköy’deki evine kendisini ziyarete gittiğimde üzgün ve şaşkındı. Ama her zamanki güler yüzlülüğü eksik değildi. El yazılarının, hatıralarının, hatta benim bazı yayımlanmış makalelerimin bile(!) potansiyel delil olarak toplanıp götürülmesinden esprilerle söz ediyordu. Bir de “Biraz daha yaşamam gerek, demek bu olumsuzluklarla mücadele etmek de bizim sorumluluğumuzmuş” diyerek kendisine biçilen yeni bir misyonu dillendiriyordu.
Kendisi yaşarken “Ulusum Adına Özür Dilerim Sayın Saylan” başlıklı makalemi yazmış ve ona okutabilmiş olmak, küçük bir tesellimdir.
Rahat uyu, sevgili Türkan Hoca. Mücadelemiz belki arzu ettiğin sonuçlara sen yaşarken ulaşamadı. Ama tüm riskleri umursamadan ektiğin tohumlar ve güzellikler, yurdun her yerinden bilim, sanat ve aydınlanma fışkırtacak!
Bedri Baykam
19 Mayıs 2009