M. K. Atatürk, yalnız kitaplara konu olmuş bir önder değil, dünyada da parklara, caddelere, müzelere adı verilen, yalnız tarihsel olarak değil, coğrafya olarak da yaşayan bir isim, bir markadır.
Geçen hafta Makedonya’ya turistik bir gezi yaptık. Skopje (Üsküp) Ohridsko Gölü kıyısında Ohrid (Ohri) ve Bitola (Manastır) ağırlıklı olarak görülecek yerler. Türkler için ismi Bitola olarak değiştirilmiş olan manastır, Mustafa Kemal’in okuduğu askeri okulun bulunduğu kent olarak önem taşıyor. Ziyaret ediliyor, belki turistik gezilerin amacını oluşturuyor. Bitola’da Manastır İdadisi olduğu gibi, otantik hali ile korunmuş ve Mustafa Kemal Atatürk Müzesi haline getirilmiş. Mustafa Kemal Atatürk Müzesi, turist çekme, turistik geziler açısından Bitola’ya (Manastır) bir çekicilik bir değer katıyor.
Manastır Askeri İdadisi’nin müze haline getirilmesine Sayın Süleyman Demirel’in önemli katkısı olmuş; müze cumhurbaşkanlığı döneminde Sayın Demirel ile Makedonya Cumhurbaşkanı tarafından birlikte açılmış.
Atatürk’ün büstünün önünde, ziyaretçilerin izlenimlerini, duygularını yazmaları için bir defter bulunuyor. Defteri imzalamadan, önceki ziyaretçilerin görüşlerini, izlenimlerini, duygularını hatta dileklerini öğrenmek isteği ile defteri şöyle bir okumaya çalıştım. Kısıtlı bir ziyaret süresinde tüm defteri okumaya olanak yoktu. Kimileri izindeyiz diyordu. Kimileri rahat uyu Cumhuriyet bize emanet, emanetini koruyacağız diye yazıyordu. Kimileri özlemlerini dile getiriyordu; bir bölümü de bizi bir daha kurtar, dileğinde bulunuyordu.
***
Cumhuriyetin 87. yılı kutlanırken, yakınmak, kurtulma dileklerinde bulunmak, türban gibi, Kürt ayrımcılığı gibi sorunlarla uğraşmak, yabancı ülkelerle, kundakçılarla sorunlara çözüm aramak, borçla, işsizlikle boğuşmak, Cumhuriyetin kazanımlarını elden çıkarmak, demokrasi alalaması altında kişi, cemaat, tarikat oligarşisine yönelmek, ürkek, korkak, adam sendeci bir topluma dönüşmek, üçüncü sınıf, belki tasnif dışı bürokrat yöneticilere tahammül etmek, beni TC vatandaşı olarak üzüyor, ülkenin geleceği açısından da ürkütüyor.
Artık Anıtkabir Atatürkçülüğünden “Atam bizi kurtar” yakınmalarından, “İzindeyiz, Cumhuriyet bize emanet, rahat uyu” kolaycılığından “özledik, özlüyoruz” duygusallığından kurtulmamız, gerçekleri görmemiz gerekiyor. Atatürk şu gerçeği görmüş ve sürekli vurgulamıştır. Bir ülkeyi ancak o ülkenin insanlarının iradesi, savaşımı, çabası kurtarır. Halkın çoğunluğunda vatandaşlık bağı yeşermemişse, yüreğinde bağımsızlık, özgürlük tutkusu yanmamışsa, kalkınma isteği, güdüsü uyanmamışsa, ileriye gidiş konusunda itici güçler oluşmamış ise ne yazık ki özlenen düzeylere ulaşma olanağı olmuyor. Zorlama ile başarı kazanılamıyor. İnsanımız, özgürlüğü, bağımsızlığı, ülkeyi sahiplenmeyi, kalkınmayı içselleştirmedikçe sorunlar çözülemiyor. Çözüm ancak aydınlanma ile olanaklıdır.
Kendi çıkarlarını, yerleşik düzeni korumak için aydınlanmayı önlemeye çalışan iç ve dış odakların ellerinde ciddi, etkin araçlar var. Medya, para, din istismarı, aldatmaca, konu mankeni, çakma, sözde bilim adamları, kendi kişiliklerine dahi saygısı olmayan bürokratlar, bazı orunlara belli iç ve dış odaklarca itelenmiş yöneticiler gibi!.. Bunlar aydınlanmanın önündeki engelleri oluşturuyor.
Günümüzde Türkiye Cumhuriyeti’nin ilkelerini benimsemiş siyasal partilere, derneklere, sivil toplum örgütlerine, özellikle de yöneticilerine önemli görevler düşüyor.
Bu kişilerin kendilerini sorgulamaları, özeleştiri yapmaları gerekiyor. Demeç, yazılı açıklama, yeterli değil, “Amaca ulaşmada ne ölçüde başarılı olundu” sorusunun yanıtı aramalıdırlar. Seçime girecek ölçüde dahi örgütlenememiş partiler beli sayıda destekçi bulamamış, bir levha ya da toplantı mahali olmaktan çıkamamış dernekler; sivil toplum örgütleri varlıklarının nedenlerini irdelemelidirler. Günümüz bölünme değil, birleşme dönemidir. Bunu sağlayacak olanlar da liderler, yöneticiler, örgütlerin etkin üyeleridir.
Türkiye, Balkanlar, Kafkasya, Ön Asya bölgesinde bir eksen oluşturabilir; Cumhuriyetin seksen yedinci yılında tehlikeli engelleri de görerek, Cumhuriyetin ilkelerini gerçekleştirmeye yönelelim.
Öztin Akgüç
29 Ekim 2010
Cumhuriyet