Bugun...
Türkiye’nin Demografik Yapısı ve Akil Adamlar Zırvası Üzerine

facebook-paylas
Tarih: 26-03-2013 10:47

Türkiye’nin 2013 başında  tahmini nüfusunun yaklaşık  75 milyon olduğu tahmin ediliyor.  İstanbul, 14 milyona dayanmış,  toplam nüfusun [caption id="attachment_57017" align="alignright" width="180"] Hasan Gündoğmuş[/caption] yüzde 18 den fazlasını barındırıyor .  Ankara da  5 milyona dayanan nüfusu ile  yüzde 6 sını barındırıyor.  Bu durumda, iki büyük  şehirde, Türkiye nüfusunun dörtte biri yaşıyor.  Bu iki şehrin yükü gittikçe artıyor.  Arkadan,  İzmir, Adana ve Konya geliyor büyük şehir olarak. İnsan manzarası bakımından olaya bakılırsa,  İstanbul ve Ankara tamamen karmaşık  hale gelmiştir.  Demografik yapı bozulmuştur.  İstanbul, sadece Türkiye’nin şehirlerinden göç yoluyla gelenlerle değil,   dünyanın değişik ülkelerinden kaçak yollarla, mübadele ile veya doğrudan göç eden    insanlarla  kozmopolit  bir yapıdadır.  Dünya şehri olmuştur.   Ankara ise, son yıllarda, böyle bir  yapıya gidişin kapı eşiğindedir. Son yıllarda dışardan göçlerle nüfusun fark edilir bir şekilde arttığı, büyük şehirlerin,  merkezlerinde açık bir şekilde  görülmektedir.  Bu artışın,  doğumlar nedeniyle olduğunu varsaymak  ne derece doğru olur, tartışmaya açıktır.  Son yıllarda, Afrika ve Ortadoğu ülkelerinden Türkiye’ye sığınanlar çoktur. özellikle Irak’tan, Suriye’den , Libya’dan, Sudan’dan , Somali’den, Afganistan’dan   gelenler  bu  artışa  yol açmıştır. Türkiye’nin demografik yapısı maalesef, Türkiye’nin aleyhine,  politikacıların bu konuda özentisiz, beklide bazılarının art niyet taşıyan kararları ile dejenere edilmiştir.   Bu, toplumun varlığını ve dirliğini bozan,  öz yapısını, değer yargılarını zedeleyen,  gelenek ve göreneklerini  bozuma uğratan,  giderek ahlaki yapısını  da  değiştiren,  bunların yanı sıra,  işsizliği, hırsızlık ve adi suçları artıran, bunların yanı sıra,  bir sürü olumsuzluklara yol açan  sosyal  olgudur. Büyük çapta sığınmacı ya da göçmen kümeleri, Kenan Paşa ve Turgut Özal zamanlarında gerçekleşmiştir.  Sovyetler Birliği’nin Kızıl Ordusu,  Afganistan’ı işgal edince, bir çok Afgan direnişçi bu saldırıya karşı gelmiştir. Bunların arasında Türk kökenli  Afgan vatandaşı da vardır. Bunların çoğu, ülkelerinin dışına kaçmış,  sınırdan Pakistan’a geçmişler, aileleriyle birlikte perişan halde, ağır yaşam koşulları altındadır. Açlıktan, doğa koşullarından yollarda ölenler  dahi olmuştur.  İşte tam da bu zamanda, 1982’de Kenan Evren  Pakistan’ı ziyaret  etmektedir. Ziyaret sırasında,  Pakistan sınırında aileleriyle birlikte, Kızıl Ordu  kaçan  ve  ağır şartlar altında yaşam mücadelesi veren  göçmen kampları da  gezilir.  Evren, yaklaşık 5 bin kadar  Türk asıllı mesleki  nitelikli olanların  aileleriyle birlikte  Türkiye’ye  kabul edilmesi kararını verir.  Bunların çoğu Tokat ve yöresine yerleştirilir. İkinci sığınmacı hareketi, Saddam’ın Halepçe saldırısından kaçan Kürtlerin, Turgut Özal zamanında, Türkiye’ye  kabulü ile gerçekleşir. Ayrıca Körfez savaşı sırasında, binlerce  Iraklı Kürt Güney Doğu illerine, özellikle Diyarbakır’a gene Turgut Özal’ın buyruğu ile  yerleştirilmiştir. Resmi olmayan bilgilere göre, 1988 den 1994 e kadar ki, o yıllarda gene Turgut Özal baştadır,  sayısı yüz binlerin üzerinde Iraklı Kürt  göçmen  kabul edilmiştir. Takip eden yıllarda da bu göç hareketi devam etmiştir.  Türkiye’nin  demografik yapısı,  Özal döneminde  fazlasıyla bozulmuştur.  Bu arada, Türkiye’ye giriş yapanların içinde pkk sempatizanı olanların terörist olarak pkk’ya katıldıkları da  bilinmektedir. Günümüzde de, Arap ülkelerindeki siyasi dönüşümden ve iç savaşlardan dolayı, kaçan pek çok insan Türkiye’ye sığınmak istemişlerdir.  Artık büyük şehirlerin sokaklarında,  Libyalılara, Suriyelilere sık sık rastlayabilirsiniz. Şimdiki hükümet zamanında,    Irak’tan, Libya’dan, Suriye’den fazlasıyla göçmen ve sığınmacı kabul edilmiştir. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı  (AFAD) tarafından bildirilen yazılı açıklamada,  Suriye’den gelen sığınmacı sayısı 206 bini geçmiştir.  Bunlar şimdilik, 13 çadırkent, bir geçici barınma yeri, konteynır gibi , yerlerde,  çok ilkel koşullarda yaşamlarını sürmeye çalışmaktadır.  Çok sayıda Suriyeli tabi ki yolunu buldu mu içeri sızmakta, İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlere girmektedir. İşsiz, güçsüz insanlar sokaklarda tehlike saçar hale gelmektedir. Güney sınırında, Irak tarafı da, Suriye tarafı da yol geçen hanına döndüğü gazetelerde ifade edilmektedir ki bu durumda, zaman içinde Türkiye’ye yerleşecek Suriyeli sayısı da artacaktır. Amerika, Almanya,  Rusya  ve diğer Avrupa ülkelerinin Türk vatandaşlarını, konsolosluk kapı önlerinde  vize kuyruklarında beklettiklerini  düşünün, zor bela vize aldınız diyelim,   uçaktan indiniz,  giriş denetiminden geçeceksiniz, sizi İranlılarla, Iraklılarla, Ortadoğu ülke insanları ile  birlikte ayrı bir sırada bekletirler, onur kırıcı bir şekilde, potansiyel kaçakmışsınız, suçluymuşsunuz  gibi muamele görürsünüz.   Oysa aynı ülke insanları, Türkiye’ye vize almadan ellerini kollarını sallayarak girerler.  Oysa, onurlu, saygın bir ülke karşılıklı kabul esaslarını uygulamadan çekinmez. Türkiye’nin siyasetini bozdular, ahlakını bozdular, hukukunu  bozdular, dilini bozdular,  sığınmacı ve göç kabulü ile şimdi de toplumsal yapısını bozmaktalar.  Türk milliyetçiliğini ayaklar altına alan bir anlayıştan Türk milleti lehine ne beklenebilir.! Şu anda gündeme sokulmaya çalışılan “akil adamlar” zırvası var; yani gene kelime oyunu yapılıyor.  Aslında bunun Türkçesi “akıllı adamlar” da bunu böyle söylemek istemiyorlar,  kavram karışıklığı yapılacak, halk biraz anlar gibi olacak, daha çok da anlamayacak. “ Akıllı adamlar “ dense, olmaz, herkes karşı çıkar,  “ en akıllımız onlar mı  yani?” diye. Bu adamlar diye empoze edilenler,  medya isim yapmış,  bilinen aykırı tiplerdir, bunların bir kısmı satılmış, kökü dışarda,   kendine aşık megalomana  köşe yazarları, “sanatçı” olduğunu sanan tipler,   siyasetin emrine girmiş üniversite hocaları,  kendi çıkarı için ülkenin satılmasına bile ses çıkarmayacak iş adamları gibi  “toplama “ insanlardır .  Böyle topluma karşı sorumlulukları olmayan,  sadece kendi doğruları açısından olaylara bakan  bu insanların çoğu,  siyasi eğilim neyi istiyorsa o şekilde fikir ve görüş ileri süreceklerdir. Tam bir aldatmaca olan  “Akil adamlar “ zırvası ile toplumda aşırı tepki uyandıracak kararların alınması sağlanacak,  sorumluluklar  tamamen bunların üzerine yıkılacak ama, bu toplama adamları kim seçip de görev veriyor, halk değil, o zaman bu insanlar halka karşı sorumlu olmayacak, hatta hiç kimseye karşı sorumlu olamayacak, o durumda , siz ülkenin hayati sorunlarını bu insanlara mı çözdüreceksiniz?  O  zaman sormazlar mı? ; “ Siz mecliste bostan korkuluğu musunuz? “ diye. Ne yapılırsa yapılsın, Türkiye’de yapılan her şeyin,  iyi olanın da, kötü olanın da, tek bir sorumlusu var: Hükümet.  Akil adamlar safsatası ile bu sorumluluktan kimse kaçamaz.  Akil adamlar da kimmiş?  Bunları halk tanımaz,  muhatap almaz.  Ülkeyi sen Yugoslavya’ da olduğu gibi, bir takım “toplama “ insanlar eliyle, “Onlar böyle istedi”  diye böl parçala, ondan sonra, “Ben yapmadım, o  yaptı de.”   Bunu Türk halkı yemez,  kandıramazsın.    Akil adamlar zırvası derhal bırakılmalıdır.  Sn. Kemal Kılıçdaroğlu zaten baştan sona kendi kalesine gol atıyor,  kendini yok edeceği gibi Chp’yi de siyaset sahnesinden silecek.  Yazık olacak!



Bu haber 3 defa okunmuştur.



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
-
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ

kemalistler.org sunucu ve bakım masrafları için bize aşağıda ki dügmeyi kullanarak bağış yapabilirsiniz
YUKARI