Yandaş ve dış kaynaklı medyada bir Suriye çılgınlığı yaşanıyor bugünlerde.. Ağız birliği etmişçesine herkesin
ağzında aynı nakarat;
‘Ne zaman savaş başlayacak?’
‘Ne zaman savaşa gireceğiz?’
Şimdi yakın tarihe kısa bir dönüş yapalım. Sonra da emperyalizmin bu uçsuz bucaksız Ortadoğu coğrafyasında ki yüzyıllardır süren hesapları üzerine konuşalım.
İran’la sekiz yıl süren bir savaştan daha yeni çıkan Saddam Hüseyin liderliğindeki Irak Ağustos 1990′da güney komşusu Kuveyt’i işgal ve ilhak ederek bu ülkeyi ‘18. Vilayeti’ ilan etti.
ABD’nin, İran’la savaş sırasında kendisine verdiği desteğe güvenen Saddam’ın belki de hesap edemediği , emperyalizmin asırlardır süren emellerine ulaşmak için gerekirse kendi evlatlarını bile katledebileceğiydi.(bkz. Saddam, Mübarek, Kaddafi, Esad, ..)
Tam da bu süreçte Türkiye’de cumhurbaşkanı Özal, başbakan ise Akbulut’du.
Özal’ın söylemleri ABD’nin istediği doğrultuda, Irak’la savaşta ABD ve batı emperyalizminin yanında yer alma yanlısıydı.. (Tıpkı bugün hükümetin Suriye’ye karşı ABD yanında yer alması gibi)
Özal söylemlerinde; ‘Bir koyup, üç alacağız. Bu işten çok karlı çıkacağız. 21. Asır Türk Asrı olacak’ gibi, bir yandan liberalleri, bir yanda da milliyetçileri memnun edecek cümleler kuruyordu.
Ama asıl amacı farkedenler de vardı hükümette.
Özal’ın ve ABD’nin gerçek amacının kan gölüne dönecek bir Ortadoğu’da ikinci İsrail’i kurdurtmak ve Türkiye’yi federatif bir yapıya çevirmek olduğunu farkeden Dışişleri Bakanı Ali Bozer ile Milli Savunma Bakanı Safa Giray görevlerinden istifa ettiler.
Bunlar Özal gibi ipleri ABD’nin elinde olan bir kuklayı elbette çok etkilemedi. Ancak asıl bomba Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necip Torumtay’ın istifası ile patladı. Ordu Özal’ın Amerikanvari macerasına ‘dur’ diyerek tepki vermişti. Daha sonra göreve gelen Doğan Güreş zamanında ise Özal’ın ve ABD’nin Türkiye’yi savaşa sokma projesi çoktan çöpe gitmiş olacaktı.
Bu süreç içerisinde Özal’ın öncüsü olmakla övündüğü Irak’a ambargo kararından ekonomik olarak en fazla zararı gören ülke de maalesef Irak’dan sonra Türkiye oldu
.
.
Ve Körfez Savaşları ile Ortadoğu’ya, İncirlik’le Türkiye’ye fiili olarak giren ABD emperyalizmi, demokrasi getiriyoruz denilerek milyonlarca Iraklı müslümanı katletti. İncirlik’le Türkiye’ye ve sınır komşularımıza yaptıkları ise kitap okumak yerine İsrail ve Amerikan derin devletini ve emperyalizmini Kurtlar Vadisi’nden öğrenmeye çalışanlar için bile çok fazla aksiyon içeriyor..
Bütün bunları niye mi anlattım?
Çünkü;
Tarih tekerrürden ibarettir.
Batı Özal’ı avuçlarının içine alarak savaşa sokma politikasını ilk defa Özal’a yapmamıştı. 80 öncesi hükümetlerde de bu konu hep gündeme getirlmeye çalışıldı. Ancak ABD gerekli ortamı hiç bir zaman bulamadı.
Dün, Özal’ın ikinci İsrail yaratmak için Türkiye’yi savaşa sokma çabasının daha fazlasını bugün Erdoğan hükümeti veriyor. Henüz çok açık konuşamıyorlar. Önce kendi kontrollerinde ki basının kamuoyu yaratmasını bekliyorlar.
Açıkçası Özal’ın düştüğü hataya düşmekten korkuyorlar.
*Bugün geçmişte kendilerine problem yaratan TSK artık sorun çıkaramaz durumda. Genelkurmay başkanı askeri temayüllerin dışında bir görevlendirmeyle bugünkü makamında oturuyor. Orduda ki tüm Atatürkçü bağımsızlık yanlısı subaylar ya susturuldu ya da cezaevinde.
*Basın geçmişteki çok sesliliğini çoktan yitirmiş. Tek elden yönetilen, satılık kalemlerin adam sayıldığı bir ortam yaratıldı.
*Kabineden Erdoğan’a itiraz edebilecek kadar kendi fikri olan bir babayiğit yok.
*Halk zaten 80 sonrası uyuşturma hareketinde çoktan ‘over doz’ olmuş.
Bu süreçte aklı başında olan herkesin uyarısı aynı.
‘Suriye’ye girmek Türkiye’nin merkezinde yer aldığı bir 3. Dünya savaşının fitilini ateşler.’
Geçtiğimiz günlerde Erdoğan’ın da içinden çıktığı Milli Görüşün önemli isimlerinden Oğuzhan Asiltürk’ün açıklamaları dikkat çekti.
Bilmem takip edebildiniz mi?
Ne diyordu Asiltürk;
‘Ergenekon, altını çizerek söylüyorum Türk Ordusu’nda TSK içinde Amerikan karşıtlarının tasfiyesidir. Nokta ve bir de ünlem koyuyorum. Başka bir şey değildir. Çünkü aynı olaylar içinde şu anda Silahlı Kuvvetler’in içinde şu anda bir kısım insanlar var. Amerikan karşıtlarını alıp ortadan kaldırmak isteniyor. Sebebi de Amerika’nın İran’a olası müdahalesinde orduyu kendi istedikleri hale getirmektir. Ama şerefli Türk Ordusu oyuna gelmez diye düşünüyorum’
Yine bugün gazetelere yansıyan bir haber dikkatinizi çekti mi?
Erbil’de peşmergebaşı Barzani denetiminde bir Kürt Konferansı düzenlendi.
Amaç belli;
Suriye’de çıkacak büyük çaplı bir iç savaş ya da olası bir Türkiye-Suriye savaşının ardından kurulması düşünülen bir Kürt devletinin ön hazırlıkları.
Baba ve oğul Barzani’nin asırlık hayali 3 devletten de parçalar kopararak Amerika ve İsrail güdümünde bir Kürt devleti kurmak.
Bu uğurda zamanında Ruslarla işbirliği yaptı, daha sonra Rusları satıp Amerikalılara yaranmaya uğraştı.
Lafın özü;
Barzani’nin kimden çıkarı varsa, onun kapısında ki kulübenin kiracısı olur. Aile geleneği !
Türkiye-İran-Rusya
Bu coğrafyada asırlardır kökleşmiş bir devlet geleneğine sahip ülkeler bunlar. (Düşünün ki Osmanlı İran bile tarihleri boyunca sadece Çaldıran Savaşı’nda karşı karşıya gelmişler. Bugün ise savaşın eşiğindeyiz)
Ve bugun biz komşularımızın değil bizden onbinlerce kilometre uzakta ki ABD’nin çıkarlarına hizmet ediyoruz. Bu uğurda Avrasyacı, Antiamerikancı olarak bilinen kim varsa içeri atıldı.
Davutoğlu’nun ‘Komşularla sıfır problem’ politikasının ise bir düzmece olduğu artık gün gibi aşikar.
Ve ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en zayıf dönemini tarihinde gördüğü en dış güdümlü hükümetle geçiriyor.
Bu mücadelede başarılı olmanın tek yolu ise artık partili ve ideolojik kimliklerimizi bir kenara koymak. Artık amacımız bir asır önce bütün mazlum milletlere örnek olarak ulusça mücadele verdiğimiz emperyalizmin sırtını yeniden yere getirmek ve tam bağımsızlık olmalı.
Ne diyordu Ulu Önder;
‘Bağımsızlık ve hürriyetlerini her ne bahasına ve her ne karşılığında olursa olsun zedeleme ve kayıtlamaya asla müsamaha etmemek; bağımsızlık ve hürriyetlerini bütün mânasiyle koruyabilmek ve bunun için gerekirse, son ferdinin, son damla kanını akıtarak, insanlık tarihini şanlı örnek ile süslemek; işte bağımsızlık ve hürriyetin hakiki mahiyetini, geniş mânasını, yüksek kıymetini, vicdanında kavramış milletler için temel ve ölmez prensip… Ancak bu prensip uğrunda her türlü fedakârlığı, her an yapmaya hazır milletlerdir ki, devamlı olarak insanlığın hürmet ve saygısına lâyık bir topluluk olarak düşünülebilirler.
Bağımsızlığı için ölümü göze alan millet, insanlık haysiyet ve şerefinin icabı olan bütün fedakârlığı yapmakla teselli bulur ve elbette esaret zincirini kendi eliyle boynuna geçiren miskin, haysiyetsiz bir millete nazaran dost ve düşman nazarındaki mevkii farklı olur’
Burak H. Özdemir
bozdemir@gmx.com
www.facebook.com/ozdburak
www.twitter.com/brkozd
www.kemalistler.org