Dünyamız Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra 1990’lı yıllardan başlayarak “tek kutuplu bir yapıya” doğru hızla değişmeye başladı. İktisadi, siyasi, askeri ve kültürel boyutlarıyla önemli farklar ortaya çıktı.
Devletler düzeyinde ne gibi değişiklikler gördük ve görüyoruz? Başlıcalarına bakalım:
1) Çin, Rusya ve Hindistan iki kutuplu dünyada kapitalizmin tamamen veya kısmen karşısındaydılar. Çin ve Rusya “üçüncü ülkeler için” çok defa, alternatif sığınma merkezi oldular. Ortadoğu’dan Afrika’ya; Güney ve Orta Amerika’dan Asya’ya kadar pek çok ülke bir tarafın tehdit veya saldırısı ile karşı karşıya kalınca diğer tarafla işbirliği yaparak “denge sağlıyor” ve ayakta kalabiliyordu. Bu iki cepheli zeminde Hindistan, Mısır (Nâsır dönemi), Yugoslavya ve Makaryos yönetimi döneminde Kıbrıs Cumhuriyeti (20 Temmuz 1974’e kadar) “Tarafsızlar” veya Üçüncü Blok olarak dünya sahnesinde bazı ülkeler ile birlikte yer almışlardı.
1990 sonrasında bütün denklemler ve dengeler değişti. Neler oldu ve olmakta?
1) Çin, Rusya ve Hindistan yeni küresel düzenle (yeni kapitalist sistemle) yavaş yavaş bütünleşmeye başladılar.
- Uluslararası ticarette Batı ekonomilerinin kurallarına uyum sağlamaya başladılar.
- Yatırımların ve sermayenin küreselleşmesinden yarar elde ediyorlar. Diğer bir ifade ile kapitalizmin oyun kurallarını kısmen uygulamaya koyuldular.
2) ABD ve Avrupa’nın büyükleri, küresel oyunda yine öne çıktılar.1991 Kuveyt seferi, 1993 ve sonrasında Yugoslavya’nın işgali ve parçalanması; 2001 ertesinde Afganistan’ın işgali ve 2003 sonrası Irak’ın ayrıştırılması ve petrolün paylaşılması; Afrika’daki operasyonlar ve Sudan’ın ikiye bölünmesi ve nihayet 2011 Mart’ında Libya’ya başlatılan operasyonlar.
Soğuk Savaş sonrasında sıcak savaşların, özellikle Afrika ve Ortadoğu’da iyice yaygınlaştığını görüyoruz. Bu bölgelerde iç savaşlar yaygınlaştığı gibi dışarıdan saldırılar ve işgaller sıkça görülmeye başladı. Afrika ve Ortadoğu tam bir kan gölüne döndü.
- Önce iç çatışmalar başlıyor,
- Sonra da Batı’nın büyükleri bu iç çatışmaları engellemek için durumdan vazife çıkarıyorlar. Bu arada ülkeler bölünüp parçalanıyor ve değerli yeraltı kaynakları işgalci ülkeler arasında paylaştırılıyor.
2003 sonrası Irak’ta yaşanan durumun bugün Libya’da değişik biçimde tekrarlanması beklenebilir.
3) ABD, Çin, Rusya, Hindistan, Fransa, İngiltere ve Almanya birçok konuda çatışır görünmelerine karşın “dünya üzerinde ilginç bir oligarşi düzeni kurmuşlardır”.
Dünyadaki 194 ülkeden 7’si küresel iktisadi ve siyasi mekanizmaları aralarındaki rekabet ve çatışmalara rağmen birlikte yürütüyorlar. Aralarında bir tür “karşılıklı bağımlılık oluştu”; küresel ortaklık çıkarları meydana gelmeye başladı.
AB, Çin’in parçalanmasını artık isteyemez; Çin de AB’nin büyük bir krize girip dağılmasından büyük zarar görür. Sistem üzerinden ekonomik ilişkileri öylesine bağlanmıştır ki, “birinin zarar görmesi diğerini de birlikte dibe çeker hale gelmiştir”.
Büyükler arasındaki bu karşılıklı bağımlılık, “Soğuk Savaş döneminin iki kutuplu dünyasına karşı ortaya çıkan en büyük farktır”. Ama unutmamak gerekir ki büyüklerin tek kutuplu olarak, muhtemelen “istemeden yarattıkları” yeni küresel düzen düpedüz “küresel bir oligarşidir”.
Oligarşi dışında kalan ülkeler için artık, “sığınacak bir liman” bırakılmamaktadır.
Yugoslavya ve Irak’ta bunu yaşadık; Libya’da halen yaşamaktayız. Sırada acaba Afrika ve Ortadoğu’nun diğer ülkeleri mi var? Türkiye bu sürecin neresinde?
Ya değişmeyenler?
Soğuk Savaş sonrasında bir de değişmeyenler var;
1) Silahlanmalar bütün hızı ile devam ediyor. Oligarşinin dışında kalan ülkeler yeni yaratılan ortamda kendilerini korumak için daha fazla silah alıyorlar. Tabii ki bu silahlar büyükler tarafından üretilip satılıyor.
Suudi Arabistan’ın 2010 yılında bir kalemde sipariş verdiği 60 milyar dolarlık silah yeni bir rekor oluşturdu. Cenevre’deki lüks otomobil fuarlarına ve gösterilerine benzer bir biçimde sergilenen silahlar var. Libya’ya saldıran Fransız, Amerikan, İngiliz ve İtalyan uçakları, helikopterleri ve füzeleri görücüye çıkmış gibi medyada bir bir sahneleniyorlar. Libya üzerinden küresel bir pazarlama yapılıyor.
2) Kaba gücün uluslararası ilişkilerde en geçerli yol olduğu kuralı, dün olduğu gibi bugün de hiç değişmedi.
3) Demokrasi ve özgürlük getiriyoruz diye saldırıp işgal edenler dün de vardı, bugün de var.
Ankara’da da fazla bir şey değişmemiş; dün Batılı müttefiklerin yanında yer alıyorlardı. Söylevlerde değişiklikler görülse de reel politikada “sistemin gereklerini” yerine getiren bir uygulama bugün de izlenmekte.
Batı cephesinde yeni bir şey yok; bizim uygulamalarda da bir değişiklik bulunmuyor, eski tas eski hamam…
Erol Manisalı
28 Mart 2011