GEÇEN hafta Barış ve Demokrasi Partisi ile Demokratik Toplum Kongresi denen “platformumsu” kuruluş, Diyarbakır’daki Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’nde birlikte basın toplantısı düzenleyerek “sivil itaatsizlik” ilan edip “eylemler”ini başlattılar.
Biri anayasa ve Siyasal Partiler Yasası’na göre kurulup Meclis’te yer almış, öbürü de bir sivil toplum kuruluşu. Partinin Diyarbakır’daki belediye başkanı polis panzerinin üstünde resim çektirip “Muhatabımız güvenlik güçleri değil; karşımıza siyasi temsil kabiliyeti olan kabine üyelerini gönderin” dedi. Hükümete mi, ulusa mı seslendiği belli değildi.
Ne yaptıklarının farkındalar mıydı acaba?
Sivil itaatsizlik, Mahatma Gandhi döneminden, yani on dokuzuncu yüzyıl sonlarıyla yirminci yüzyılın ilk yarısından kalma bir deyim. Gandhi, asıl adına eklenen “ulu ruhlu” anlamındaki “mahatma” sıfatının da vurguladığı gibi, siyasal engelleri yenmek için “ruh gibi” yaşamayı seçmiş bir lider. Hırka şöyle dursun, bez parçasına bürünüp yalınayak dolaşır ve etyemezlikten de öteye doğru dürüst yemek yemediği için nerdeyse iskeleti görünürmüş. Seçkin okullarda okuma fırsatını ancak yaşı ilerleyince bulan, arzuhalcilikten avukatlığa geçen bir adam. Kısacası, ömür boyu şiddet kullanımına karşı çıkmış, “öyle olmasa ne yazar” dedirtecek türden mülayim biriymiş, Yasalara aykırı gösteriler, karşı şiddet uygulamanın çelişkisini böyle gösterenin itaatsizliği gerçekten inandırıcı olmaktaydı.
Hele mücadele edilenlerin önce Hollanda’nın “Güney Afrika Birliği” ve sonra Hindistan’ı sömüren İngiltere olduğu düşünülürse.
Bizdeki sivil itaatsizlerin durumu öyle mi? Maşallah, kilolar yerinde. Kılık kıyafet de. Üstelik, anadilde öğretim, etnik özerklik falan diyerek zayıflatmaya çalıştıkları Cumhuriyetin okullarında okuyup Cumhuriyetin parlamentosunda sandalye ve oy sahibi olmuşlar. PKK eli tetikte beklerken, hiç değilse güvenlik güçlerinin devreye sokulmasına ve halkın ayaklanmasına yol açacak eylemlerden uzak durmaları gerekmez miydi?
Yoksa, içte ve özellikle dışta tepki yaratıcı olaylarla Kuzey Afrika Araplarının akıbetine benzetilmemiz mi istenmekte?
Mümtaz Soysal
28 Mart 2011