Yazıdan ayrı kaldığım günler.
İç politika zaten her gün fırtınalı.
Dış politika ise giderek renkleniyor.
Medyamızı izliyorum.
Kimin özel uçağına biniyorlarsa onun davulunu çalan gazeteler ve temsilcileri nedir ne değildir araştırmadan ya da araştırmaya gerek görmeden NATO zirvesine “damgamızı vurduğumuzu” ilan ettiler.
Bir elin parmaklarından da az köşe yazarının gerçeği açıklayan yazıları olmasa toplum, iktidar borazanı medyanın şakşakçılığına inanacak!
Kısacası medya ile iktidar el ele verdi; NATO’ya ne dayattıksa aldık, başta ABD, NATO’ya üye bütün devletleri dize getirdik, diyorlar…
Nasıl mı? Abes bir soru: Elbette füze kalkanı açıklamasında İran’ın adının geçmesini engelleyerek!
***
Zaten bu büyük başarının kanıtını TV’de aile fotoğrafının çekiminde izledik.
Medyamızın neredeyse özel bir buluşma havasında yansıttığı ayaküstü bir-iki dakikalık görüşmede, Başkan Obama, TC’yi toplantıda temsil eden Çankaya’daki AKP’linin sırtını sıvazladı.
ABD, istediğini almış. Türkiye’nin füze kalkanını veto etmesini engellemiş; Çankaya’dakine teşekkür ediyor ama akla kimi sorular takılıyor.
Örneğin dış politikadaki gelişmeleri dikkatle izleyen bir diplomatımızın söylediği gibi:
Çankaya’daki AKP’li Lizbon’a ayak bastıktan bir saat sonra NATO toplantısı başladı ve…
…ABD’nin patronluğunu yaptığı füze kalkanı projesi on dakikada, ittifakla kabul edildi!
NATO toplantısında dayatma nerede? Toplantıdan önce kararda İran’ın adı geçmeyeceği ilke olarak kabul edildi; 15 dakikalık toplantıda tartışma falan yok! Türkiye füze kalkanını onayladı.
Üstelik füze kalkanı projesi uzunca bir süredir üye ülkeler arasında görüşüldü, müzakere edildi. Bu görüşmelerin belgelerinde füze tehdidinin kaynağının ad vererek İran olduğu yer alıyor.
***
Obama’nın Çankaya’dakinin sırtını okşayan görüntüleri geçmişte yaşanan bir olayı anımsattı.
1970’lerde Başbakan Ecevit, Washington’daki NATO zirvesine katıldı.
Başbakan, Başkan Carter’ın adı yeni savunma konsepti projesine karşı çıktı.
Doğu-Batı çatışmasına yol açacağından yola çıkıyor; Ortadoğu devletlerini “komşuları korumayı” içeren bir gerekçe öne sürüyordu.
ABD’ye gitmeden NATO merkezi Brüksel’e uğradık.
Ecevit, burada Carter projesini NATO’da görevli diplomatlarla uzun bir toplantıda tartıştı.
NATO’da bu konularda uzman görevli -şimdi MHP milletvekili- Deniz Bölükbaşı; Başbakan’ı bu görüşünden vazgeçirmek için uğraştı ama, başaramadı. Ecevit karşı oy kullanmakta kararlıydı!
NATO’da kararların ittifakla alınma zorunluluğu var.
Türkiye karşı çıkarsa projenin gerçekleşmesi olanaksız.
NATO toplantısında Ecevit görüşünü savundu.
İşte bu sırada Almanya Başbakanı Schmit ayağa kalktı. Ecevit’in yanına geldi, sırtını okşadı ve:
“…Elinizdeki kartlarla büyük oynamayın Sayın Ecevit!” dedi.
Proje ittifakla kabul edildi.
***
Fakat Ecevit şu veya bu ülkeye kalkan olmak amacında değildi.
NATO’daki davranışı bugünkülerin yutturmacalarına benzemiyordu.
Newsweek dergisinin yazdığı gibi: “Bugünkü Türkiye uluslararası alanda bir üst sıklette boks yapmayı istiyor.” Ecevit böyle bir role özenmedi, özenmiyordu…
Genel olarak bu tür projelerin Ortadoğu’da olumsuz yankılara neden olacağını dile getiriyordu.
Ne Ortadoğu’da, ne de Arap ülkelerinde lider olma havasında değildi.
Üstelik Batı dünyası sosyal demokrat bir liderin seçimlerden birinci parti çıkarak hükümet başkanı olmasından memnundu; Batılı Ecevit, dış ve iç politikadaki tutumuyla saygı görüyordu.
Bugüne bakalım: Bir Müslüman Başbakan; RTE Arap dünyasında geçmişi simgeliyor, sultan diye karşılanıyor.
Kediden, ‘one minute’deki İsrail Cumhurbaşkanı’na “Siz adam öldürmeyi çok iyi bilirsiniz”den İsrail’i katil diye benzetmeye uzanıyor ve…
….İsrail’e sınır bir Lübnan köyünde “Katillerden tüm yaptıklarının hesabını da Allah’ın izniyle soracağız” diye sesinin bütün gücüyle bağırıyor. İsrail’i tehdit ediyor…
Allahlık medyamızda tek bir gazete ertesi günü RTE’ye; “Siz nesiniz? La Haye’deki Adalet Divanı mısınız?.. Hesap sormak için ne yapacaksınız? İsrail’e savaş mı açacaksınız” diye sormuyor.
***
Fransız Sarkozy’e de dersini verdik.
Lübnan’da Arap âleminin sultanı olarak gururlandık..
NATO’yu dize getirdik. Doğumuz ise RTE’ye hayran!
Açığa alınan üç komutan göreve iadelerini sağlamak için tekrar Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne mi gidiyorlar?
Yargı vız gelir RTE’ye; şayet lehlerine karar çıkarsa komutanların, toplar AKP grubunu, koyar önlerine yargı tanımayan yasayı. Kabul ettirir. Zira RTE demokrasisinde olmaz olmaz diye bir kural geçmez.
Çok iyi gidiyoruz çok iyi!
Cüneyt Arcayürek
28 Kasım 2010