Ulema, âlimin çoğuludur. Bu doğru; en azından sözlük anlamı bu. Fakat göz ardı edilen, edilmek istenen, saklanan bir şey var: O da ulemanın Osmanlı İmparatorluğu’nun temel sınıflarından biri olması, devletin özünden sayılmasıdır.
Şeriatın temsilcisi ulemadır. Çünkü imparatorluğun anayasası şeriattır. Şeriat ise dünya ve ahiretle ilgili kuralların, uygulamaların bütününü kapsar. Bu toplumsal düzende elbette ulemanın yeri tartışılamaz. Ulema dinsel ve dünyevi konularda fetva verir. Yani yapılacak işin şer-i şerife uygunluğu fetva ile kesinleşir. Örfi hukukun da şeriatla çelişmemesi gerekir. Bu sınıf, pek çok ayrıcalıkla donatılmış bulunuyordu. Hatta ulemanın çocuklarına daha beşikteyken bu sıfat veriliyordu. Beşik uleması deyimi buradan gelir.
Sınıfın tepedeki en yüksek temsilcisi şeyhülislamdır. Bunlar arasında gerçek anlamda büyük bilginler olduğu gibi tersi de söz konusudur. Matbaanın açılmasına fetva veren şeyhülislamdır. Ama III. Selim gibi aydın bir padişah da yine fetva ile zindana tıkılmıştır. Paratoner de ülkeye yine şeyhülislam fetvasıyla sokulmamıştır.
İmparatorluğun son yıllarında Ziya Gökalp , büyük bir medeni cesaret göstererek çağdaş bir toplumda şeyhülislamlığın, dolayısıyla ulemanın yeri olamayacağını uzun bir şiirinde dile getirdi. Bu şiir Türkiye’de basılamadı. Almanya’da basıldı.
Aradan 57 yıl geçtikten sonra (1979) şiir bütün olarak rahmetli Cavit Orhan Tütengil tarafından Cumhuriyet’ te yayımlandı. Bu anlamlı şiirin ilk dörtlüğü şöyle:
Bir devlet ki hukukunu kendi doğurmaz,
Kanuna ”gökten inmiş değişmez” der;
O, asla bir devlet değil, müstakil durmaz,
Değişmeyen bir varlığı taşıyamaz yer!
Türkiye Cumhuriyeti’nde bir ulema sınıfı yoktur. İslam dini ve tarihi konusunda bilim adamları ve uzmanlar vardır. Ne şapka ne de Medeni Kanun Türkiye’ye fetva ile girmiştir.
Tamamen siyasal ve ideolojik bir sorun haline getirilmiş olan türban konusunda fetva istemenin ne gereği ne de anlamı vardır. Çağdaş yasaların hangi yol ve yöntemlerle yapılacağı ise zaten bellidir.
Ama türban konusunda fetvanın gerekli olduğuna inananlar ve bunu söyleyenler gerçek niyetlerini ortaya koymuyorlar mı?