1960′lı yıllardaydı. İsmet İnönü Cumhurbaşkanı’na çıkmak gereğini duymuştu.
Ülkücüler devletin silahlı çetelerine dönüşmüştü. Solcu gençliği ezmek ve hukuk devleti kuralları içinde susturulamayan bir kesimi ”hizaya getirmek” görevi onlara verilmiş gibiydi.
Silah kullanmayı, yakın dövüşü, baskın yapmayı ”komando kampları” nda öğrenmişlerdi. Devletin gözü önünde ve adeta koruması altında.
Onlar cezalandırıyordu.. Gerekirse öldürüyordu.. Ve polis ”iş” bittikten, görev tamamlandıktan sonra yetişiyordu (!)..
Bazı solcu gençler de ”kendilerini korumak için” silahlanmaya başlamışlardı.
İsmet Paşa Çankaya’ya uyarı için çıktı. Ve Cevdet Sunay ‘dan kısa bir yanıt aldı:
- Merak buyurmayın paşam!.. Ülkücü çocuklardan zarar gelmez. Onlar devlete sahip çıkıyorlar.
O dönemlerde Hacettepe Üniversitesi’nde öğretim görevlisi idim.
Üniversitedeki ülkü ocakları başkanı, bir bölüme asistan yapılmıştı. Oysa sınıfının sonuncularındandı ve yabancı dil bile bilmiyordu. Ben de uyarı için rektöre çıktım.
Ve Sayın Doğramacı ‘dan zılgıtı yedim:
- Bu vatanperver çocuklardan alıp veremediğin nedir?
Sayın Demirel o zamanlar Başbakan’dı… Onun devre dışı kalmasından sonra, ”dava” yı 12 Eylülcüler devraldılar. ”Türk-İslam sentezi” resmi ideoloji oldu.
Ülkücü gençler, artık Orta Asya’dan ve ”kurt” tan esinlenmeyi bir yana bırakma yoluna girdiler. Bulundukları ortamları ”tekbir” sesleri ile inletmeye başladılar.
****
Dönem değişti. Köprülerin altından çok sular aktı.
Sovyetler Birliği yıkıldı. Komünizm ”tehlike” olmaktan çıktı. Devletin ülkücülere gereksinmesi kalmadı.
Ve devlet için şiddet kullananların bir kısmı, bu işi kendi çıkarları için yapar oldular.. Susurluk’a giden yolda artık dönüş yoktu..
Yanıtlanması gereken iki soru var:
Bir… Eğer işlevleri bittiyse, yeni bir ülkücü kuşak niçin yetişti?
Devletin artık onlara gereksinmesi kalmadığı doğru. Ama toplumsal çarpıklıkların yarattığı bir gençlik kesimi, sürekli yeni kan kazanıyor. Çünkü kendini güçsüz hissediyor ve kızgın.
Kızgınlığını yönelteceği yeni düşmanlar bulmakta da gecikmiyor.. PKK var, etnik ayrımcılık var, toplumundan soyutlanmış bir ”avuç” solcu var.
İki… Eğer işlevleri bittiyse, devlet niçin ”hâlâ” ülkücüleri koruyor, kolluyor?
Milli Güvenlik Kurulu’nun, ülkücüleri… ”irtica” ve ”etnik bölücülük” ten sonra, en önemli tehlike saymaya başladığı doğru. Ama o görüşü benimsemiş olanlar, devletin içinde çok sağlam örgütlenmişler. Özellikle de ”eğitim” de ve ”polis” te…
****
Mustafa Balbay geçenlerde, sadece bu yılın ilk aylarındaki bazı olayları alt alta koydu.
Oruç tutmadığı için öldürülenden.. İzzet Baysal Üniversitesi’ndeki cinayete.. tüm dünyanın dehşetle izlediği ”pencereden atma” girişimine kadar.
Hepsinin de altında ”ülkücü” imzası var.
”Türban” olaylarında da sık sık aynı imza karşımıza çıkıyor.. Üniversitelerimizdeki son saldırılarda da..
Sanki bir eski film ”yeni versiyonu” ile sunulmak isteniyor gibi.
Oysa senaryonun yazarları değişmiş.. Senaryonun kendisi değişmiş.. Ama oyuncuların bir bölümü bunun ayrımında değiller.
Ne ülkücüler bunun ayrımında.. ne de polislerimizin bazıları.
Ve yeni filmi yeni senaryo ile çekmek isteyenler, bu işe bozulmaya başlıyorlar… Yeni senaryodaki ”kötü adam” çoktaaan değişti!
Ahmet Taner Kışlalı
08 Mayıs 1998