Bu “insan olanın asla yapamayacağı” haberleri okudukça utanç duyuyor, kahroluyor, depresyona giriyor bir kalbe sahip olanlar. Biz de burada HAYVANLARI korumaktan, medeniyetten söz ediyoruz. O hayvanlar bu yaratıklardan daha duygulu, daha sorumlu, daha ‘normal’ yemin ederim.
Üç ayrı vahşet olayı ki yazmak bile zor, benzerine yamyamlar arasında dahi rastlanamaz… Birincisi; Fatih-Balat’ta kimliği belirsiz kişiler tarafından bir aracın altına valiz içinde bırakılan kız bebek. Okumuşsunuzdur, aracın sahibi hareket edip de bir şey ezdiğini fark edince bakıyor, şoka giriyor, bebeği hastaneye koşturuyor ama kurtaramıyor. Büyük ihtimal istenmeyen bir hamilelikten doğmuş bir bebek ama Allah’ın belaları bari bir cami avlusuna ya da kapı eşiğine bıraksalardı, bir de valize not koymuşlar, bu nasıl çirkef bir beyindir? O bebeğin bu şekilde ölümünü duyduktan sonra nefes almaya devam etmenin adı “yaşamak” mı olacak, vicdanın damlası da mı yanlarına uğramamış. Midem bulanıyor yazarken…
***
ÇOCUKLARA SALDIRANLARA EN AĞIR CEZA!
İkinci olayın haberi; Gazipaşa’da “14 yaşında kız çocuğuna toplu taciz” olarak verilmiş ama “vahşet”e vahşet, “tecavüz”e tecavüz diyemeyip hafifletmeye çalışmaktan olmalı (daha önce hep yapıldı), tecavüzdür o, Başsavcı’nın kararı da bunu gösteriyor. Yine kazık kadar, hem de iş güç sahibi, okumuş yazmış alçaklar, tam 12 kişi; “kendi ailelerinde hiç kız çocuk yokmuş gibi, başkaları onlara aynı şeyi yapsa ne hissedeceklerini akıllarına getirmeden”, kendini koruyamayan, rezillikleri karşısında savunamayan çocuğa tecavüz etmişler. Başsavcı Kurt, aralarında emlakçı, banka müdürü, yerel gazete sahibi ve iş adamları (bir dakika tükürme arası verelim) olan suçluları “tutuklanma istemiyle” mahkemeye sevketmiş.
Üçüncü vahşet yine “içeri kapatılarak topluma koruma sağlanması gereken ama insanlara karışıp vahşi içgüdülerine kurban arayan” bir sapık kafanın eseri. Bir ay önce tanıştığı kadının 5 yaşındaki küçücük çocuğunu dövmekle kalmayıp cinsel organını ısırmış, neyse ki “dikkatli ve sorumlu komşuların şikayeti” ile kurtarılmış yavrucak. Burada devletin çocuğu anneden de alması son derece doğru bir karar. Ama mahkemenin de o sapığı toplumdan çok uzun süre tecrit edecek kararı vermesi gerekiyor, bunun lamı cimi yok!
Hakim olsaydım ve her üç olayın suçluları benim önüme gelseydi, dakika düşünmeden birincinin sanıklarına “ağırlaştırılmış ömür boyu hapis” cezası, diğer ikisindeki suçlulara ise “en az 25-30 yıl” verirdim. Hakim olanların kararlarını dikkatle izliyoruz, “yanlış karar verenleri BM örgütleri yoluyla dünyaya duyurmak için” de elimizden geleni yapacağız, bilmiş olsunlar!
Antalya’da da 14 yaşındaki öğrenciye tecavüz edenlerden (taciz demeyin şu utanmazlığa, yeter artık) ise 2’si tutuklanmış, aralarında Gazipaşa Belediye Başkan Yardımcısı’nın da olduğu (yazıklar olsun o oylara, hasta adamlar) 7 sanık için gözaltı kararı verilmiş. Neden göz altı, mevkisi mi tutuklanmayı önlüyor, hepsine en ağır cezaların verilmesini bekliyoruz, oralarda vahşetin bu boyutuna milyonda bir rastlanır, böyle toplu sapıklar görülmez ama “o çocuğun hayatını da en rezil eylemle mahvetmenin” cezası medeni bir ülkede “50 yıl”dan başlar.
Bu cezaları duymak istiyoruz, daha önce inanılmaz şekilde “tutuksuz yargılanma kararı çıkan”, böylece yeni küçük çocuk tacizleri için kendisine fırsat verilen diğer çocuk istismarcısı için de!
*****
Kedileri korumazsanız farelerle kalırsınız!
Sitede oturan veya tatil yerlerinde bulunan okurlarımızdan gelen mektuplar “kedilerin toplatıldığı mahalleler”i farelerin bastığını anlatıyor ki böylece bazı yerlerde şikayet üzerine “kedilerin de toplatıldığını” öğrenmiş oluyoruz, kimbilir nereye gönderiliyor, neler çekiyor o zavallı hayvanlar?
Peki nasıl bir bencilliktir bu, “doğanın sadece insanlara ait olduğunu” kim söylemiş? Artık anaokulu öğrencilerine bile öğretiliyor böyle olmadığı, bu anlayıştaki bencil büyükler de bir gayret etseler… (Özel Sezin Okulu Anasınıfı öğrencilerini yazacağım sonra, harikalar çünkü.)
Bu arada Ümit Örs ve Zeki Şahinoğlu’ndan sonra hayvanlara büyük sevgiyle bakan bir müthiş veteriner doktorla daha karşılaştım. Nişantaşı’nda Cemaliye Yegane isimli kadın doktor sayısız hayvanı büyük bir başarıyla tedavi ediyor, onlara gönüllü gibi bakıyor, koruyor. (Ama yanılgı yaratmasın, hemen istismar edenler, “ev hayvanlarına bile” ücretsiz tedavi isteyenler çıkıyor, yok böyle bir şey.)
İSTANBUL’DA ÇALIŞMA
HIZLANIYOR!
Bu arada birçok ilde kendi bahçelerinde veya buldukları müsait yerlerde sokak kedi ve köpeklerine barınak şartları sağlayanları duyuyorum, Boğaziçi Üniversitesi’nde “bir barınak olduğu” söylenmesine rağmen bu barınağın faaliyete geçirilmediğini, oysa isteseler kendi alanları içinde ve dışarıdan çok sayıda hayvana bakım sağlamalarının mümkün olduğunu anlatanlar var.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin gönderdiği açıklamada “Nisan 2011’de AB standartlarındaki Cebeci Hayvan Bakımevi’nin hizmete alındığı, bu tesiste hayvanların ısıtmalı, sıhhi ortamda kaldıkları”, 2004’te yürülüğe giren Hayvanları Koruma Kanunu’na göre yapılan çalışmalarda; “binlerce hayvana aşılama, muayene ve tedavi, kısırlaştırma, mikroçip, sahiplendirme” yapıldığı anlatılıyor.
Kısırlaştırma ve diğer işlemler Tuzla ve Hasdal Bakımevleri’nde gönüllü kişi ve kuruluşların desteğiyle yapılıyormuş ki bunların hepsi takdir edilecek gelişmeler. Hasdal Hayvan Barınağı ile ilgili iddiaları Belediye yalanladı ama yakında gidip orayı da gezeceğim. Hayvanları “yaşanacak şartlara kavuşturmak” için yalnızca kendimizi düşünmeyi bırakıp “hepimizin biraz zahmet etmesi” gerektiğine inanıyorum çünkü! Yarın devam edeceğim.
Ruhat Mengi
30 Haziran 2011