Demokratik rejimle yönetildiği iddia edilen, ne ki dünya haritasında demokrasi karşıtı uygulamaların alabildiğine yürürlükte olduğu bir ülke
göster deseler bir Batılıya… Gözünü kırpmadan işaretparmağını Türkiye’ye uzatacaktır…
Darbe, terör örgütü üyeliği birbirine karıştı.
Gazeteci-yazar avı başladı.
Kimileri darbecilerle işbirlikçi diye, kimileri terör örgütüne üye olmakla suçlanarak tutuklandılar.
Not defterlerinde notları kanıt diye gösterip gazeteciyi terör örgütüne üye diye içeri tıktılar.
Darbe kokularının solunduğu günlerde mesleği gereği darbe yapacağı söylenenlerle konuşanları darbeci diye Silivri zindanına attılar.
Savunma hakları kısıtlı gazetecilerin tutukluluk sürelerini cezaya dönüştürdüler.
Yılları aşan cezaevi konukluğunun artık sona ermesi.. duruşmalara dışarıdan katılmayı dileyenlerin tahliye taleplerini sürekli geri çevirdiler.
***
Son aşamada yayımlanmamış bir kitabın yazarı gazeteciyi; terör örgütüne üye olmak, halkı isyana kışkırtmak gibi suçlamalarla tutuklamakla da yetinmediler.
Yayımlanmamış kitabını da tutukladılar.
Bütün bunlar basın özgürlüğünün alabildiğine yürürlükte olduğu ve demokratik rejimle yönetildiği iddia edilen bu ülkede yaşandı ve gidiş o gidiş ki, yaşanmaya devam edileceğe benziyor.
Gazeteci olmak mı, hele kitap yazmak mı? Olmaz!
Örneğin yazdığın, henüz bastıramadığın bir kitapta, polis içinde yuvalanan bir cemaatin varlığını açıklamak, suçların en büyüğü.
***
Tek adam iktidarlarının demokrasi adına, demokrasiyi yozlaştıran uygulamalarını bu ülke ikinci kezdir yaşıyor.
1950’de basına özgürlük vaadiyle iktidara gelen Menderes’ler kısa zamanda demokrasiyi, basın özgürlüğünü unuttu, tek adamlığa özendi.
O günlerde yaşadıklarımız bugün çok, ama çook geride kaldı.
Hatta günümüzdeki uygulamalar, Menderes’leri kıskandıracak içerik ve nitelik kazandı.
Hiç değilse o dönemde yayımlanmamış kitap yazarı darbe yapmaya özendi ve özendiriyor diye, gazetecinin not defteri suç delili diye algılanmadı. Gazeteci terör örgütüne üye diye tutuklanmadı.
O dönemle AKP iktidarının ortak noktaları: Menderes de RTE de demokrasiyi korumaya çalıştıklarını iddia ettiler, ediyorlar!
***
Yayımlanmamış kitabın toplandığı bir ülkede yakın gelecekte başka suçlar icat edilmeyeceğine kim güvence verebilir?
Bizden uyarı. Şimdiden tedbirli olmakta yarar var.
Örneğin, gazeteci-yazar iseniz aman dikkat:
Tek adam gitsin diye sokak nümayişlerinin başladığını.. kalabalıkların ellerinde basılmayan kitabın yazarının ve gazetecilerin tutuklanmasına yuhhh diyen.. zinde kuvvetler nerede diye sorgulayan pankartların dolaştığını şayet rüyanızda görüp, rüyayı telefonda bir arkadaşınıza anlatırsanız…
…artık başınıza geleceklerin haddi hesabı yok!
Olmaz demeyin. Yaşadığımız RTE patentli ileri demokraside gün gelir bakarsınız rüyalar bile soruşturulabilir.
***
Yayımlanmamış kitabın tutuklanmasına çığ gibi büyüyen tepkilere hükümetin anlı şanlı isimleri de katılıyor.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın bu konudaki üzüntü beyan eden açıklamaları timsahın gözyaşlarını anımsatıyor.
“Durup durduk yerde olmuyor bu işler” diyen Başbakan’ın yayımlanmayan kitapla ilgili olayları onayladığı izlenimi veren sözleriyle Arınç’ın sözleri aykırılık mı sergiliyor?
Hayır! Her ikisi de, Başbakan da Yardımcısı da sonunda “Yargının kararıdır” diyor, aynı kapıda buluşuyorlar.
***
İçeriği kamuoyundan özenle gizlenen yayımlanmamış bir kitabın yok edilmesi yargı kararına karşı RTE; demokratik bir davranış sergileyebilirdi.
Hatta bir ilke imza atabilir, yayımlanmamış kitapla ilgili mahkeme kararını eleştirebilirdi.
Gerçek demokrasiye inanmış bir başbakan:
Yayımlanmamış, taslak halindeki kitaba yasak getirilemeyeceğini.. polisin hangi nedenlerle ve bulgularla hazırladığını bilemediği bir raporun yasaklamaya gerekçe olamayacağını, olmaması gerektiğini, yargıçların gerçek demokrasilerde böylesi kararlara imza atamayacaklarını açıklamasını dileyen bir konuşma yapabilir ve…
…yargının da, yargıçların da eleştirilebileceğine örnek olabilirdi.
Rüya işte. Olmayacak duaya amin dedirtiyor insana!
Cüneyt Arcayürek
27 Mart 2011