Hükümetin beş savaş gemisini, hatta kimi savaş uçaklarını NATO emrine vermesini eleştirenlere rastlanıyor.
Oysa Başbakan’ın daha önceki sözlerine karşın tam aksi yönde
harekete geçtiğini şaşkınlıkla karşılayanlara şaşmamak elde değil.
Bu şaşkınlık, bu eleştiriler neden?
Sanki RTE, ilk kez bir söylediğini bir zaman sonra başka biçimlerde, üstelik kendine özgü gerekçeler uydurarak söylüyor.
Neymiş efendim: RTE, önce Libya’ya NATO müdahalesine karşı çıkmış. Ne işi var NATO’nun Libya’da demiş ve lakin…
…NATO’da sesini yükseltmiş, duyurmuş mu, duyurmuş! İlk haberlere göre NATO üyeleri de Türkiye Başbakanı karşı çıkıyor, aman ayağımızı denk alalım demişler mi, demişler.
Ama Türkiye’nin sırtı sıvazlanır, medyamızda senden büyük yok havası yansıtılırken RTE’nin karşı çıktığı, bir an önce durdurulmasını dayattığı saldırı operasyonlarına Batı-Arap karışığı koalisyon güçleri havadan denizden Libyalıya ateş yağdırmaya devam etmişler.
Bu noktada yüksekten atanlarda dönüş gündeme giriyor.
Temel kural: (1)- Geçmişi bırak, bugüne bak! (2)- NATO’ya selam, birlikte yola devam!
***
Kıvırgan olmak, dün söylediğini bugün inkâr etmek, her babayiğidin işi değil. Beceri ister.
Başbakanımızda da maşallah bu yetenek var. Üstelik şaşıranların, eleştirenlerin anlamadığı da şu:
Libya’da NATO’nun ne işi var dedi RTE.
Şimdi NATO’nun bensiz ne işi var Libya’da diye soruyor.
Bu arada Libyalı kardeşlerini tepeleyen bombaların beş altı gündür devam ettiğini söyler ve soracak olursanız… Bu soruyu duymazlıktan gelecek elbette.
Bugün yarın Libyalı kardeşlerine denizde ve havada “denetim görevi üstlenerek gerekli hizmeti yaptığını” söylerse… söyleyecektir de.
RTE işte bu! Ne diyebilirsiniz?
***
İş hayatında, siyaset anlayışında bugünün koşullarında dünü inkâr etmek bize özgü çağdaşlık gereği.
Dün ile bugünü, eski ile yeniyi ayırt ederek inkâr edenlere her alanda rastlanmıyor mu?
2002’de iktidara geldiğinde RTE’nin ilk işi 1923’te kurulan Cumhuriyet’in önüne koyduğu ve yararlandığı nimetleri inkâr etmek olmadı mı?
Geçmişi bütün hizmetleriyle inkâr etmeyi değişim, gelişim diye açıkladı.
Yeni siyasal etiğe göre; yenileşmek, yeni bir kimlikte görünmek için geçmişi, geçmişin temel ilkelerini, yaptırımlarını yadsımak gerekiyor.
Örneğin RTE’nin Cumhuriyet’in, toplumun yerleşik kurallarına, ilkelerine bağımlı olacağı düşünülemez bile.
Yaşanan koşullarda örneğin ana muhalefet partisinden aksi bir davranış (veya davranışlar) beklenebilir mi? Sorunun yanıtı şu olaylarda:
Ankara’da 75. Yıl Bakımevi’nde kalan emekli öğretmen Mürüvvet Bilen’in, ziyaretine gelen CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na üniversitelerde türbanın serbest bırakılmasından duyduğu rahatsızlığı söylediği gün…
…İstanbul İl Başkanlığı’ndan beri (yenileşme mi, oy uğruna mı artık siz karar verin) türbana ruhsat veren, kara çarşafa parti rozeti takarak ünlenen… belediye başkan seçiminde bugünkü genel başkanla kader birliği yapan partinin 2. adamı Gürsel Tekin:
Benim için sorun değil dediği bir konuda, ama partisini de bağlayacak bir ifade, bir ilke saptaması yaptı ve… “Türbanlı vekile karşı çıkmayız” dedi.
***
AKP’nin türbanlı vekil seçtirmek istemediğinin yaygınlaştığı günlerde; türbanlı milletvekiline yeşil ışık yakan Gürsel Tekin; 1999’da Saadet Partisi’nden Meclis’e gelen Merve Kavakçı’yı o sırada Başbakan (herhalde devrimciliğini, sosyal demokratlığını Bay Tekin’in de inkâr edemeyeceği siyaset adamı) Bülent Ecevit’in neden “Bu hanımı dışarı çıkarınız” dediğini incelemiş, anlamını algılamış izlenimi vermiyor.
Ecevit’in temel ilkelerini titizlikle savunduğu, Atatürk’ün en büyük eserim dediği TBMM, (AKP’nin bile anlar göründüğü) çağdaşlığın, laik devletin temsil edildiği yüce kurumdur ve…
…Bülent Ecevit’in kasketini giyerek, sosyal demokrat olunmuyor!
Cüneyt Arcayürek
25 Mart 2011