Başbakan, partisinin il başkanlarına yaptığı konuşmada, referandumda hayır oyu kullanan yüzde 42’nin “kaygılarını gidereceğini” söyledi.
12 Eylül gecesinden beri yumuşak,
toplumu bizden olanlar-olmayanlar diye ayıran eski söylemlerinden vazgeçmiş görüntüsü veren üçüncü konuşması bu.
Değişim mi geçiriyor, yoksa bu ılımlı konuşmalar genel seçime doğru izleyeceği yeni stratejinin bir parçası mı, anlamak zor.
Üstelik RTE; hangi kaygıları gidecek?
İşçinin, memurun, emeklinin, köylünün, çiftçinin yaşamla ilgili maddi kaygılarını gidermek hükümetin elinde.
Sadece hükümetin değil, devletin bütün olanakları RTE’nin elinde.
Partisinin başarıları için bu olanakları zaten tepe tepe kullanıyor.
Şunun şurasında genel seçime on ay kaldı.
Sandık telaşı sardı RTE’yi.
Şimdi oy derdine aradığı yeni çareleri, yüzde 42 hayır’ın “kaygılarını gidereceği” sloganıyla özetliyor..
Sekiz yıldır kullandığı devlet olanaklarının yüzde 42’nin kaygılarını gidermekte yeterli olmadığını saptarsa.. memura, işçiye, işçi-memur emeklisine, üreticinin köylüsüne çiftçisine.. bulup uygulayacağı yeni yöntemlerle devlet ve hükümet olanaklarını bol kepçe dağıtmaya hazırlanıyor, demektir.
***
Bu, kaygıları giderme vaadinin bir yüzü.
Madalyonun bir de öteki yüzü.
RTE’nin fazla önemsemediği, marjinal gruplar diye burun kıvırdığı kesimlerin kaygılarını giderebilecek mi?
Ülkeyi tek adamlığa sürüklediğini…
Toplumsal yaşamı adım adım kafasındaki yaşam biçimine oturtmak için yasal ve anayasal önlemlere başvurduğunu ve başvuracağını…
Üniversiteyi türbanlı başlara baş sallayanlarla doldurduğunu.. yargı bağımsızlığına darbe vurduğunu…
Medyayı dikensiz gül bahçesine çevirme girişimlerine daha hız vereceğini…
Ülkeyi önce laikler ve laik karşıtları diye ikiye böldüğünü…
Çeşitli tertiplerle askerin ülke sorunları üzerinde konuşmasını engellediğini…
Cumhuriyeti etnik grupların paylaşacağı bir ortama sürüklediğini içeren kaygıları giderecek mi?
Mesleğe dönüşen yalakalığın maaşa bağlandığı bu ülkede, giderecektir diyenler olacaktır elbette.
Giderecektir elbette ama balık kavağa çıktığı zaman!
***
“Hayır diyen kesimlerin korkularını, kaygılarını, endişelerini anlamak, empati kurmak, bu duygularını anlamaya çalışmak her partinin temel göreviymiş” amma velakin partisi zaten hayır diyenlerin korkularını, kaygılarını, endişelerini anlayan bir parti imiş.
Sanki bu sözlerini duyan da zemzem suyuyla yıkanmış mübarek diyecek.
“Gerekiyorsa” diyor: Evet; “Gerekirse bu noktada kendimizi sorgularız!”
Tecâhülü ârifâneden gelmenin ustası RTE bu, sözleri de bu tanımın dik âlâsı!
Partisi ve kendisi ülkeye yaydıkları korku imparatorluğunu yaratmadılar sanki.
Korku, kaygı, endişe… Türkiye’nin devr-i iktidarlarında yaşadığı gerçekler değil de, başka ülkelerde izlenen demokrasi dışı gerçekler!
Büyük demokrat RTE’nin derin bilgisizliğini kanıtlayan sözlerine ne demeli?
“Diktatörlük sivil işi değildir” derken; ünlü Hitler ve Mussolini gibi diktatörlerin asker değil, sivil olduğunu bilmezden geliyor.
Her ikisi de bal gibi sivil diktatörlerdi!
Faşist Hitler sivil diktatörlüğünü oturtmak için önce orduyu, yargıyı ve basını susturdu.
Sivil diktatörlük peşindeki RTE ise; Cumhuriyetin güvencesi orduyu, anayasa değişikliği ile yargıyı ve yıllardır medyayı susturmak için yasal-idaresel her türlü baskıyı içeren önlemleri alıyor, uyguluyor. Bu türden önlemleri almaya devam edeceği işaretlerini veriyor.
Ülkeyi tepeden yönetmek için başkanlık rejiminin, sivil diktatörlüğün peşinde!
Adı RTE ya, adının önüne koyduğu ve kendine yakıştırdığı sıfat: Demokrat!
Cüneyt Arcayürek
26 Eylül 2010