Libya sorunu, bizim medyada dün de bugün de yer almayan, yarınlarda yer alacağına kuşkuyla bakılan bir süreçten geçiyor.
NATO’nun Libya’da ne işi var diye
soran RTE, Bingazi Limanı’nda, havaalanında söz sahibi. Denizden denetim ve hava sahasının kontrolü görevlerini üstlenerek Libya’da NATO’nun baş aktörlüğüne soyundu.
Arap kardeşlerini öldürdüğü için Libya’yı “müttefiklerin” bombalamasına karşı çıktı.
Fakat -bir üst düzey ABD yetkilisinin açıkladığına göre- bombardımanlardan önce “Türkiye bilgilendirildi ve saldırılara Türkiye karşı çıkmadı”.
Oysa burada hükümet öyle bir hava bastı ki; Türkiye, Arap kardeşlerini korumak amacıyla -daha önce karşı çıkmadığı- bombardımanların bir an önce durdurulmasını” istiyordu.
***
Çok geçmedi. Hükümetin içeriye böyle, dışarıya öyle davranışının gerçek yüzü açıklandı.
NATO’nun bombardımanların başlayacağını hükümete bildirdiği ve Ankara’nın karşı çıkmadığı gerçeğini, kamuoyumuz Türk medyasından değil, yabancı kaynaklardan ve Batılı gazetelerden öğrendi.
Çelişkili politika içeride eleştirilmiyor.
Hükümetin önünde artık ne siyasal ne de medyatik hiçbir eleştirisel baraj kalmayan başarılı politikalarını, Dışişleri Bakanı Davut’un oğlu Ahmet Bey; Osmanlı’nın devamı Türkiye hasretini de dile getiren bir örnekle övdü.
Şöyle dedi TV’lerde: 1911’de vatan toprakları bildikleri Libya’yı Mustafa Kemal ve Enver beylerin savunmaya koştuklarını… ama ilginç bir rastlantı. 2011’de de Türkiye’nin Libya’yı kurtarma görevi üstlendiğini söylüyor.
Zikzaklı dış politika, muhalefetin ve medyanın onayı ile ulusal bir kimlik kazanmış bulunuyor.
***
RTE, Tunus’tan başladı. Mısır’a uğradı. Bir eli Libya’da (halkı), bir eli de (Esad’ı kurtarmak için) Suriye’de.
Arap halklarını esaretten kurtaran lider! Nobel ödülüne layık bir siyaset adamı!
Oysa, Ortadoğu’daki kitlelere hoş görünen hamlelerini bugüne kadar devrilip gitmelerine uğraş verdiği tek adamlarla yürüttü.
Bu ülkelere demokrasi geldiğinde, halk iradesiyle işbaşına geçecek hükümetler RTE’nin tek adamlarla oynadığı rolü benimseyecekler mi acaba?
***
Medyamız, parlamento içi dışı muhalefet partilerimiz oy toplama sancısına öylesine kaptırdılar ki, dış politikadaki gelişmeleri bırakın bir yana içerideki kimi gelişmeleri bile irdelemekten çekiniyorlar.
Barış ve Demokrasi (Kürt) Partisi, Güneydoğu’da sözüm ona daha çok özgürlük için “sivil itaatsizlik” adını verdiği başkaldırı provası izlenimi veren eylemler yapıyor.
Öne sürdükleri dayatmalarda AKP iktidarda kaldığı sürece asla gerçekleşmeyecek kimi koşullar geliyor. Örneğin seçim barajının yüzde 5’e indirilmesi!
Seçimden başka bir şey görmeyen gözlerden Güneydoğu’daki son gelişmeleri irdeleyen tek bir açıklama yok.
Arap ülkelerinden çok “yüksek sesle özgürlük” isteyeceklerini söyleyen bu partinin eşbaşkanı Ahmet Türk’e, sivil itaatsizliğin ve bu son açıklamasının gerçek nedeni ve amacı sorulacak mı acaba?
***
Gündemden düşmeyen soru ise 12 Haziran seçimlerinden sonra bu memleketin hali ne olacak?
Yanıtlar genelde şöyle özetlenebilir. Her alanda bugüne kadar olanlar daha da genişleyecek!
Meraklı soru: AKP 350 ya da yeni anayasayı dilediği gibi yapmak için 367’nin üstünde milletvekili çıkaracak mı?
AKP’nin (RTE’nin) yeni bir iktidarında bugünden neler olacağını kestirmek için bakla veya kahve falı açmaya gerek yok!
Yoluna nasıl devam edeceğine bugünden bir örnek verdi. Seçime 1.5 ay kala Kanun Hükmünde Kararname ile TSK dahil, bilumum kurum ve kuruluşlarda görevden alma, tayin, emekliye sevk yetkileri istiyor.
Daha neler mi olacak? Okul sınavlarında harem- selamlık uygulaması daha da genişletilecek elbette.
Daha neler mi olacak? Laikliğin yeniden yazılmasına gerekçe olacak kimi açılımlar; örneğin “dekolte giyene tecavüzü” savunma, yasalara girecek elbette.
Görünen köy kılavuz istemediğine göre:
Kısacası efendim, “İçeriden dışarıdan ne söylerse söylesinler. Biz bildiğimizi yaparız” diyen RTE’nin tek adamlığını pekiştirmeye koşar adım giden zihniyeti yine iktidar olursa…
…daha neler olacağını ne siz söyleyin ne de yazılmasını isteyin!
Cüneyt Arcayürek
30 Mart 2011