KAPTAN Oktay Sönmez denizleri bırakalı çok oldu, artık bir yazar. Hem de iyi yazar; kendini okutur. Ne var ki, o denizleri bıraksa da denizler onu bırakmıyor. Denizle ilgili her şey mutlaka onun kalemine dolanır; kişiler, gemiler, antik limanlar, deniz işletmeciliği. Yıllar önce “Ereğlili Memed”le başlayıp en son “Fenerler” kitabıyla taçlanan, müthiş verimli bir tutkunluk.
Sunduğu ilginç tarih bilgisiyle Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın başarılı ürünü olarak çıkan bu son yapıt, şiire de tutkun Oktay’ın romantik mizacına uygun düşmüşe benziyor. Onun için, “karanlığın içindeki gülümseme” dediği fenerlerden daha romantik bir konu olabilir miydi? “Uzun kahırlı seferlerin, gökle deniz arasında yaşanan bin bir çilenin sonunda… aralıklarla çakan o ışık demeti, gelen gemiye, gemicilere karanlıklar içinden uzanan sıcak bir kadının kolları gibidir, gizem doludur, davet yüklüdür” diyen satırlar da var kitapta.
Koskoca bir yılın sona ermek üzere olduğu bir günde yorgun gözlerle önümüzdeki dönemin karanlığına bakarken, azgın fırtına gecesinde limana sığınmaya çalışan gemicilerin fener ışığı arayışlarından pek farkımız yok gibi.
Üstelik kaptanlara güvenimiz de azalmış.
Politikada yerli yersiz “Hep aynı gemideyiz” sözü edildiğini çok duyarız. Ama geminin makinesini yavaşlatan, dümenini, miyar pusulasını, radarını falan bozup rotasını şaşırtanlar daha çok böyle lafları edenler arasından çıkar. Yaygın güvensizlik biraz bundandır.
Yine de karamsarlığa kapılmak olmaz. Cumhuriyetin kuruluş yılları öncesinde çok daha kesin ufuksuzluk dönemleri yaşandı. Büyük devletlerin akbabaları ülkenin ve toplumun geleceği üzerindeki hesaplarını gerçekleştirmek için son adımlarını atmaya başlamışlar, hatta içte de işbirlikçiler bulmuşlardı. Ama yenildiler.
Kendiliğinden gerçekleşen bir mucize değildi bu. İçine düşülen durumun değiştirilemez bir alınyazısı olmadığına inananlar, bozgun havasında bile toplumu ayağa kaldırabildiler.
Elbet İstanbul’un işgali ve Anadolu’yu kaybetme olasılığının da payı olmuştu o silkinişte. Ama hep biliniyor ki, asıl etken Mustafa Kemal gibilerin kendi direnişleriyle ve yorulmaz çabalarıyla Anadolu halkına güven ve umut aşılamış olmalarıdır. Şimdi de yapılması gereken, kötü gidişi seyirle yetinerek üzülüp büzülmek yerine, diriliş için çalışmayı sürdürmektir.
Herhalde birinin daha Samsun’a ayak basışını ya da Yunan’ın yeniden İzmir’e çıkışını beklemek değil.
Mümtaz Soysal
31 Aralık 2010