Geçen haftayı müjdeli bir haberle kapadık.
Başbakan’la CHP Genel Başkanı bir araya geldi; 15 dakika konuştular.
Konuştular da uzlaştılar mı? Uzlaşmazlıklar bir kez daha ortaya çıktı.
Sorun başlıklarını anımsatan 15 dakikalık bir söyleşi. Buna da şükürler olsun!
Pazar günü Eylül’ün 27’si idi.
12 Eylül’ün üzerinden 15 gün geçmiş; referandum kampanyasında soy soptan başlayıp, en ağır hakaretlerle birbirine saldıran iki parti genel başkanı; o günleri unuttular… siyasette küfür, aşağılama, hakaret geçerlidir deyip…
…bir pazar günü bir kahvede zorunlu olarak yan yana gelen iki köy ağası gibi 15 dakika söyleştiler.
Demokrasimize özgü bir tablo.
Medyamız da tam tekmil aynı ağız: Yan yana gelebildiler ya; buna da şükür!
***
İki genel başkanın söyleşide birbirine söylediklerini -orada imiş gibi- medyamız sözcüğü sözcüğüne aktarıyor.
Şaşırılacak bir şey değil.
Zira medyanın kapalı toplantıda bulunmasına gerek yok. Genel başkanla birlikte söyleşiyi izleyen parti yetkilileri medyanın görevini zaten yerine getiriyorlar.
Şu nedenle: Demokrasilerde hiçbir şey kamuoyundan gizlenmemeli. Şeffaf olmak lazım şeffaf!
Yarın iki genel başkanın -hele bizimkinin- söyledikleri başka biçimlerde yansıtılır; aman partimiz zarar görmesin… tabii partisel bir aşk ve şevkle değil… demokrasinin şeffaflığına halel gelmesin diye…
…kapalı toplantıları medyatik bir dikkatle izleyip görüşme bittikten sonra gazetecilere sözcüğü sözcüğüne yazdırıyorlar.
Gazeteci-partici arasında bu ilginç mekanizmayı anlatmaya çalışmamızdaki nedeni merak edenlere kısa bir açıklama yapalım.
Amacımız, bizdeki demokraside partilerimizin kamuoyundan hiçbir şeyin gizlenmemesinde ne kadar duyarlı, şeffaflığa ne denli önem verdiğini anlatmak!
***
Yoksa parti genel başkanlarını, parti yetkililerinin medyatik çabalarını eleştirmek ne haddimize!
Örneğin Başbakan, AKP Genel Başkanı RTE; medyanın eleştirilerine açık olduğunu sürekli yineler.
Lakin, hükümetinin çeşitli konulardaki icraatını eleştirmeye geldi mi?
Medya stop! İktidarı eleştirmek kimin haddine!
Ceza davalarından bir sonuç alamayacağını bilen RTE; eli altındaki mali mekanizmaları harekete geçiriverir.
Bir başka medya holdingi hükümetin bu “idari tasarrufunu” sıkıysa eleştirsin!
***
Bir yazarın (Bekir Coşkun’un) gazetesi işine son verdi…
Coşkun; gazete sahibinin, editörlerin, genel yayın müdürlerinin kovulmasını engellemek için ellerinden geleni yaptığını açıkladı. Başbakan’ın ünlü sözünden hareketle “bir taraf” olmadığı için iktidar tarafından “bertaraf” edildiğini söyleyerek kovulmasındaki gerçek kaynağı işaret etti.
Ertesi gün, gazetenin patronu yazarı yalanladı: Patronluk yetkimi kullandım, kovdum dedi!
Bu düttürü Leyla açıklamadan sonra büyük iş sahibi bu patrona tek bir Allahın kulu çıkıp da:
“Pekâlâ, hiçbir ‘dış’ etki olmadan patronluk yetkinizi kullanarak yazarı kovduğunuzu söylüyorsunuz… ama görünürde RTE’ye, AKP’ye muhalefet etmekten başka hiçbir ‘suçu’ olmayan yazarı kovmanızdaki nedenleri niçin açıklamıyorsunuz” diye sormadı!
Bu örnek de; patronun iktidar korkusunu, çalışanın patron korkusunu sergiliyor.
***
Parti genel başkanlarının basındaki eleştirilere hoşgörü ile baktıklarını, hatta medyadaki eleştirilerden yararlandıklarını söylemelerine kulak asmayın.
Bal gibi bozulurlar ama içlerinden kimileri eleştirilerden rahatsız olsa da renk vermez.
Şu aralar türban yine gündemde. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, türbanlı yeni anayasaya hemen girişelim diyor AKP Genel Başkanı’na.
Dün Milliyet’teki köşesinde Melih Aşık; “Güncel onca sorun nedense CHP’nin ilgi alanına girmiyor” diyor ve 800 memur adayının KPSS ile boğuşmasından başlayıp, Ege’de çevre protestolarını, doktorların TUS bunalımını, HES’lere yurt çapında tepkileri ve… hoşa gitmeyen kişilerin ses kayıtları ve kasetleriyle vurulduğunu örnek gösteriyordu.
Melih Aşık’ın bu kısa ama özlü yazısını okuyan Kılıçdaroğlu; ünlü yazara -pek çok kişiye yaptığı gibi- telefon açıp eleştirilerinden yararlandığını söyleyip, ancak… diye devam eden bir konuşma yapar mı, şu anda bilemeyiz ama…
O bozulursa da renk vermez ama çevresi ve kimi fanatik partililer; rüzgârı arkasına alarak tek başına iktidara koştuğuna inandıkları CHP Genel Başkanı’nın eleştirilmesinden hoşnut kalmamışlardır. Kalmayabilirler.
Eleştiride iktidar muhalefet ayrımı yapmak… İktidara reva… muhalefete yasak!
Bu ülkede kimi kafalara ve yerine göre eleştirisel hak sınırlı.
Bu, bizim demokrasimiz… Ne demokrasi ama!
Cüneyt Arcayürek
29 Eylül 2010