Yazı yazmadığım süreçteki en önemli olay, elbette ki Türk Ordusu’nun tepesinde Ergenekon Savcılarıyla birlikte Tayyip tarafından düzenlenen değişiklerdi. İktidar partisi, en güvendiğimiz ve sağlan durduğuna inanmak istediğimiz kurum olan TSK’ya da el atmaya başardı. Tepedeki atamalara, komuta kademesine müdahale edip kendine göre düzenledi. Ergenekon savcılarının istemediği komutanlar safdışı bırakıldı. Bu olaylara Türkiye’de ilk kez tanık olduk.
Bunlar olurken tatildeydim ve içimden yazmak geliyordu. Ancak yazmaya başlarsam işin sonu gelmezdi. Eğer yazsaydım, en önemli cümlem sanırım şu olacaktı. Emekliliğine günler kalan Genelkurmay başkanı İlker Başbuğ, yargının bir bölümünden ve iktidardan gelen bu baskılara tavır koymalı ve istifa etmelidir. Kaybedeceği bir şey yoktur.
Eğer bunu yapabilseydi değil sadece Türkiye’de, dünyada bile büyük olay yaratırdı, ama yapamadı. Türk Ordusu’nun atamalarını ve geleceğini, adına Tayyip denilen şahsın ve partisinin iradesine teslim etmeyi uygun gördü. Çok yazık etti.
Şimdi dikkat ediniz, komuta kademelerindeki geleneksek devir teslim törenleri bile- dünkü 1. ordu töreni hariç- sessizce, kimse çağrılmadan , konuşmalar yapılmadan, sadece kendi aralarında sessiz sedasız gerçekleşiyor. Komuta kademesi ezik, suskun. Toplumun bir numaralı güvencesi olan Türk Ordusu bu duruma düşürülmemeli, bu kurumun onbinlerce mensubu böyle rencide edilmemeliydi.ve hakim
Genelkurmay başkanı İlker Başbuğ’un pek çok konuda bunlara direndiğini ve elinden geleni yapmaya çalıştığını biliyoruz. Ama gücü yetmedi. İstanbul, Diyarbakır, Ankara ve Erzurum da özel görevli birkaç savcı sadece Başbug’u değil, tüm TSK’yı hadım etmeyi başardı. Baskınlar yapıldı, yakalama kararları çıkarıldı, haklarında soruşturmalar açıldı, mahkeme celpleri gönderildi, komutanlar içeri tıkıldı, tayyip’in gıcık kaptıkları terfi ettirilmedi ve onlarla adeta kedinin fare ile oynandığı gibi oynandı..
Saygınlıkları yok edildi. Bunların tamamını utanarak yazıyorum. Düzmece suikast(!) masalları uyduruldu, yalaka medyanın sahte çığlıklarıyla ortalık altüst edildi. Bülent isimli şahıs için uydurulan suikast senaryosu sonucunda Türk Ordusu’nun en gizli bilgi ve belgelerinin bulunduğu Özel Harp Dairesi’nde günler boyu süren aramalar yapıldı, bilgi ve belgeler dışarı çıkarılıp götürüldü. Onların nerede olduğunu, sonrasında kimlerin okuyup incelediğini İlker Başbug acaba biliyor mu?
Geçmişte Hilmi Özkök isimli Genel Kurmay Bşkanı vardı ve Tayyip’in adamı idi. Tayyip kendisine “Hocam” diye hitap ederdi. Bizler de derdik ki” Hilmi emekli olunca yerine Yaşar Büyükanıt gelecek, işler o zaman düzelecek” Ne büyük bir hayalmiş. Büyükanıt geldii akıllarda kalan iki şeyi oldu. Bir Fenerbahçe hastasıydı, ikincisi ise Tayyip’le Dolmabahçe sarayı’nda yaptığı özel görüşmesi idi. Orada bir dümen döndü. Rivayete göre, hükümete e-muhtıra veren Büyükanıt’a Tayyip o gün Dolmabahçe de posta koymuş. ” Tavrın değişmezse hakkında bazı bildiklerimi de ben açıklarım” demişti. Nitekim o günden sonra Büyükanıt değişti, uysal bir çocuk oluverdi. Emekli olunca da kendisine devletin parasıyla son model, zırhlı, Audi marka bir araç armağan ediliverdi.
O gün Dolmabahçe de ikisi arasında yapılan, bir Devlet görüşmesi değildi. Öyle olsaydı Tayyip daha sonra ” Büyükanıt ne konuştuğumuzu açıklarsa, bende konuşurum, o açıklamadığı sürece susarım” diyemezdi. Bu sözleriyle Büyükanıt’a “sıkıysa konuş bakalım” diyordu. Bay Hilmi’den sonra büyük hülyalarla(!) beklediğimiz Büyükanıt dönemi de böyle hüsranla bitiverdi ve yerine Başbug geldi. Ancak itiraf edelim, askerler en büyük balyozu onun döneminde yedi. Olanlar herhalde Başbug’u da aşıyordu ki, bütün çabalarına karşın elinden fazla bir şey gelmedi… Ve film koptu. İşte o yüzden diyorum ki, ağustos başında yapılan son Yüksek Askeri Şura toplantısında Tayyip askerleri bir kez daha hadım ederken, emekliliğine sadece 25 gün kalmış olan Başbug’un yapması gereken, derhal istifa edip hem Türkiye’de ve dünya da ses getirecek muhteşem bir olay yaratmak, iktidarın baskılarını birinci ağızdan dünyaya duyurmak, hem de kişisel ve kurumsal saygınlığını artırmaktı.
Ama bunu yapmadı, yapamadı. Elbette kendine göre nedenleri vardır. Burada daha önce yazmıştım” Sarı Öküz’ü vermeycektiniz paşalarım” diye. Size saldıran sürüye sarı öküz’ü bir kez verdiniz mi, onu feda edip sürüye teslim ettiniz m, iş biter..
Ve şimdilik görünen o ki bitti.
Yanılmayı dilerim, bundan sonrasını hep birlikte izleyeceğiz.
Emin Çölaşan
24 Ağustos 2010
Sözcü Gazetesi