ssk sorgulama
Kemalistler Kemalistler Haber Yorum Analiz

1999′a girerken iyimser mi olmalı, karamsar mı?

Yakına ve dar çevreye bakarsanız, karamsar olmak kolay. Ama biraz uzağı ve geneli görmeyi denerseniz, iyimserliğin hiç de zor olmadığını fark edersiniz.

Örneğin demokrasimizin çok eksikleri ve yanlışları olduğu doğru.. Kötü işlediği doğru. Ama Prof. Bernard Lewis ‘in şu sözü de doğru. ”Demokrasi bütün siyasal sistemler içinde en zor olandır. Bir demokrasiyi geliştirmek yüzyıllar alır.”

Biz ise, az zamanda hiç de azımsanmayacak yol aldık. Ortak hükümetlere, hatta azınlık hükümetlerine bile çoktan alıştık…

Örneğin ciddi ekonomik sıkıntılarımızın olduğu doğru… Kişi başına düşen yıllık ulusal gelirimizin hâlâ gelişmiş ülkelerin çok gerisinde olduğu doğru… Ama bizimkinin yarısı kadar kişi başına düşen yıllık geliri olan bir Tunus’un bile, çok daha sağlıklı ve huzurlu bir toplum yapısına sahip olabildiği de doğru…

Ciddi dış sorunlarımızın olduğu doğru… Bulunduğumuz coğrafyada düşman çemberler olduğu doğru… Ama 80 yıl önceki dış sorunlarımızın ve düşmanlarımızın çok daha güçlü olduğu, 80 yıl önceki çok daha güçsüz Türkiye’nin bile onların üstesinden gelmiş olduğu da doğru…

***

Türk siyasal yaşamı 1999′da acaba nelere gebe?

Bu sorunun yanıtı, bugünün iyi anlaşılmasına bağlı.

Demokrasinin kendinden beklenileni verebilmesinin iki ön koşulu vardır: Halkın doğru temsil edilmesi, yani toplumsal istencin çarpıtılmaması… Ve halkı temsil etme savında olanların, demokrasinin kurum ve kurallarına saygı göstermesi.

Yargı işlemeye ve yasa devleti olmanın gerekleri yerine getirilmeye başlandı. İkinci koşul böylece iyi kötü gerçekleşme yolunda.

Şimdi sıra birinci koşulun yerine getirilmesinde.

Eğer rejim karşıtı bir parti bile, yüzde 20 oy ile hükümet olabiliyorsa… Eğer o partinin temsilcileri, gene yüzde 20′lerde oy ile büyük kentleri yönetebiliyorlarsa; elbette ki orada demokrasi ile bağdaşmayan bir durum var demektir.

Bu sorun hem seçim sistemi ile ilgilidir… Hem de aynı ideolojiyi paylaşanların, benzer toplum kesimlerini temsil edenlerin, farklı partilere bölünmüş olmaları ile ilgilidir.

Bölünen kaybediyor, bölünmeyen kazanıyor.

Ve sonuçta, azınlık çoğunluğa hükmeder konuma gelebiliyor.

***

ANAP ile DYP’nin birleşmesine Çiller engel. CHP ile DSP’nin birleşmesine ise, hem Ecevit hem Baykal engel.. En yıpranmış genel başkanları bile, alaşağı etmeye olanak vermeyen parti içi antidemokratik yapılar ise, o engellerin aşılmasına engel!

İşte bu çıkmaz, Türk siyasal yaşamında yeni bir seçenek yarattı: DSP-ANAP güçbirliği. Israrla ve inatla verilen ”mesaj” şu:

- Bizim hükümette ne kadar uyumlu çalıştığımızı ve başarılı olduğumuzu gördünüz. Üstelik biz, halkımızın şu anda çok gereksinmesini duyduğu bir sağ-sol uzlaşmasını da temsil ediyoruz. Eğer istikrar ve barış istiyorsanız, seçimlerde oyunuzu ikimizde toplayınız.

Yapılan tüm kamuoyu yoklamaları, kararsız seçmen oranının çok yüksek olduğunu gösteriyor. Tüm seçim sosyolojisi araştırmalarının ortaya koyduğu bir başka gerçek de var: Kararsız seçmen istikrar arar, güçlüye yönelir…

Geçenlerde CHP’nin eski bir senatörüne rastladım. Uzun yıllar sayın Baykal ile birlikte siyaset yapmıştı. Lafını hiç esirgemeden konuştu:

”- CHP üyesiyim, eşim de halen CHP’de aktif. Ama oğlumun bile oyunu alamayacağız. Ben de ülke yararını bu seçimlerde ANAP-DSP güçbirliğinde görüyorum..”

Aslında yaptığı değerlendirme çok daha sivriydi. CHP’li dostları incitmemek için, sözlerini kısarak ve yumuşatarak aktarmak gereğini duydum.

***

Kim ne derse desin… RP’nin kapatılmış olması, Fazilet oylarını bu seçimlerde olumsuz yönde etkileyecektir. Eğer yerel seçimler iki türlü yapılırsa, bu parti çok sayıda belediye başkanlığını da kaybedecektir.

Çiller ve Refahyol iktidarı da DYP’nin kamburudur. Laiklik yanlısı oyların çoğu kaçtı. Uzlaşmaz ve hırçın tutum, ortadaki seçmeni daha da uzaklaştırıyor.

ANAP-DSP cephesi karşısında, FP-DYP cephesinin şansı çok daha az. Biri istikrar ve uyum, ötekisi ise istikrarsızlık ve kargaşayı çağrıştırıyor.

CHP ise, vitrini yıpranmış, aynı zamanda da yalnız bir parti.

”Blair’ci ideolojik çizgisi” kazandırmamış, kaybettirmiş. Sendikalarla ve sivil toplum örgütleri ile bütünleşip, Kemalist bir ”ortak program” cephesi açma şansına sırtını dönmüş… Ne İsa’ya yaranabilmiş ne de Musa’ya!

Yıpranır diye hükümete girmemiş. Hükümet başarılı oldukça da olumsuz sevimsiz bir tutum takınmış… Tabanında huzursuzluk var…

***

1999 yılı, bir yandan ANASOL, öte yandan da MHP için pembe gözüküyor.

Birincisi, Türkiye’deki tablo karşısında, gerçekçi bir yaklaşımı benimsediği için.. Ötekisi ise PKK ve sağın çürümüşlüğü sayesinde…

Thomas Jeferson, ”Devleti iyi yönetmek, namuslu olmak sanatından ibarettir” diyor.

Türkiye – Özal ‘la birlikte başlayan- ”İş yapsın da, zarar yok, yerse yesin!” dönemini geride bıraktı. Eğer seçmen için ”dürüstlük” yeniden önem kazanmışsa, bu 1999 için iyimser olmamıza önemli bir katkıdır.

Ahmet Taner Kışlalı
01 Ocak 1999

Kemalistler (Kemalistler), altında lisanslanmıştır..Sitedeki bütün yazıların telif hakkı yazarlarına aittir. Siteden alıntılanacak kopyalanacak her içerik için buraya bağlantı vermeniz ise etik bir yöntem olacaktır. Kemalistler.
Eklenme tarihi: 01/01/99 - 12:27
Kategorisi: Ahmet Taner Kışlalı
Etiketler: ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

BİZİ TAKİP EDİN
A.SAMİ SEZER
NECATİ DOĞRU
MUSTAFA MUTLU
ARSLAN BULUT
CÜNEYT ARCAYÜREK
MEHMET ALİ GÜLLER
ALİ ERALP
ORHAN BURSALI
MUSTAFA BALBAY
güncel